2040’LAR, 2050’LER İÇİN DEVLET ADAMI İNŞASINA İHTİYAÇ VAR

Köprülü Mehmed Paşa
(1575-1661)

Daha önce biz Macaristan’ın bir kısmını aldığımızda Macarların yarısı bizim tarafımıza dönmüştür.

Köprülü Mehmet Paşa 78 yaşında sadrazam oldu, bugün olsa alay ederler. Ama bu ihtiyar Anadolu’daki isyanları bastırdı, İstanbul’da asayişi sağladı, Çanakkale Boğazı’ndaki ablukayı kaldırdı. Köprülü kendini bir devlet adamı olarak yetiştirmişti, evlatlarını da devlet adamı olarak yetiştirdi. Onda bir fikir vardı, bir kurgu vardı. Oğlu Fazıl Ahmet Paşa 26 yaşında sadrazam oldu. Babasının kurduğu düzeni daha da ileriye taşıdı. Devletin maliyesini ve askeriyeyi daha da geliştirdi. Girit’i, Uyvar’ı, Podolya, Kamaniçe’yi fethetti. 41 yaşında vefat etti, ömrü savaşlarda geçti. Ondan sonda gelen Merzifonlu Kara Mustafa paşaya çok güçlü bir devlet bıraktı, altın tepsi içinde sundu. Öyle ki Merzifonlu Kutsal Roma Germen İmparatorluğunu yıkmaya girişti. Viyana kuşatması stratejisinde hata etti ama düşünmek gerekir, bu iyi yetişmiş devlet adamı neden imparatorluğu fethetmeye girişti?

Daha önce biz Macaristan’ın bir kısmını aldığımızda Macarların yarısı bizim tarafımıza dönmüştür. Aynı şekilde eğer Viyana’yı alsaydı İmparatorluğun tebaasının bir kısmı bizim tarafımıza dönebilirdi. Kalan Macarlar, Çekler, Slovaklar, dönebilirdi.

Köprülü’nün yetiştirdiği bir devlet adamı modeli var. Köprülü’nün kardeşinin oğlu Amcazade Hüseyin Paşa, diğer oğlu Fazıl Mustafa Paşa da iyi yetiştirilmiş birer sadrazam oldular.

1697’de Belgrad’ta bir savaş meclisi toplandı. O zaman Sadrazam Elmas Mehmed Paşa dedi ki biz Temeşvar üzerine gidelim. Amcazade Hüseyin Paşa ise Varadin üzerine gidilmesini tavsiye etti. Ama sadrazam aynı zamanda serdarı ekrem yani seferin komutanı hayır dedi. Ve ordumuz Zenta’da 11 Eylül 1697’de imha oldu. Tarihimizin en ağır mağlubiyetlerinden birisi. O zaman padişah anladı ve dedi ki sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa olacak. Uzunçarşılı Amcazade Hüseyin Paşa için şunu yazıyor: Adam yetiştirmeyi sever, meziyetli ve kabiliyetli insanları ileri çekip himaye ederdi. Ne kadar önemli, buradaki fikri görebiliyor musunuz? Köprülü bir gelenek oluşturdu. Devlet adamı geleneği… Gelenek dediğimiz zaman aklımıza el sanatları, halk oyunları gelmemeli. Devlet gelmeli. Devletler geleneklerden beslenir.

Ki, tarihi olayları iyi sorgulamalıyız. Neden 41 yaşında öldü Köprülü Fazıl Ahmet Paşa? Tarih kaynakları farklı bilgiler de veriyor. Kimisi yorgunluktan öldü diyor, kimisi siroz diyor. Bunu tam olarak bilemiyoruz. Zehirlenmiş de olabilir. Bir aydan daha kısa süre görev yapan 8-9 papa var. VII. Urban, IV. Celestine, II. Damasus, III. Pius… Acaba doğal nedenlerle mi öldüler? Bunu sorgulamak lazım.

Bugün Köprülülerle ilgili bir dizi çekilebilir. Çünkü biz diziler üzerinden düşünmeyi seviyoruz. Ve şu soruyu da sormak gerekir, biz 2040’ların, 2050’lerin Türkiye’yi yönetecek kadrolarını yetiştirebildik mi, yetiştirebiliyor muyuz? Bizim böyle bir vizyonumuz var mı? Buradan çıkaracağımız ders budur.

Geleneklerle ilgili konuşuyoruz o halde bu töre cinayetleri kavramını da tartışalım. Bunu ilk Öcal Oğuz yazdı bildiğim kadarıyla. Türk Ceza Kanunu’na 2005’te girmiş bir kavram. Hukukumuzda töre saikiyle öldürme var. Töre gelenek demek ve cinayet ile yan yana gelebilecek bir kavram değil. Töre, cinayetle yan yana gelecek bir kavram değil. Nasıl ki iş insanı yaptık iş adamını; bunu da değiştirelim. 5237’den töre saikiyle öldürme kavramı çıkarılmalı.

Yazar: Mustafa Kadir ATASOY

TALAT PAŞA

Mehmet Talat Paşa (1874-1921)

İttihat ve Terakki kurucularından ve önde gelen siyasetçilerindendir. Meclis Vekilliği, Dahiliye Nazırlığı, Posta Vekilliği ve 1912’de Sadrazamlık yapmıştır.

Talat Paşa, 1874 yılında Edirne’de doğdu. İlk öğrenimini Vize ilçesinde yaptı. Edirne Askeri Rüştiyesini bitirdikten sonra Edirne Posta ve Telgraf idaresinde katiplik, Alyans İsrail Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği görevlerinde bulundu. Çok genç yaşlarda siyasetle ilgilenmeye başladı, Sultan İkinci Abdülhamid Han’a karşı mücadele eden jöntürklerin çalışmalarına katıldı. Bir süre sonra tutuklandı. Selanik’te Posta ve Telgraf Müdürlüğünde memurluk ve başkatiplik yaptı.

İttihat ve Terakki Fırkası adını alan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu. Selanik’te mason locasına girdi. Masonların ve onlar arasındaki yahudi ve Sabetaycı dönmelerin etkisini İttihad ve Terakki örgütlenmesi için kullandı. İttihad ve Terakki kışkırtıcılığını geniş alanlara yaydı. İki defa İstanbul’a giderek İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin şubesini kurdu ve teşkilatlandırdı.

İkinci Meşrutiyet’in ilanında milletvekili oldu. Hüseyin Hilmi Paşa kabinesinde İçişleri Bakanlığı’na getirildi, Babıali Baskını’nı düzenleyenler arasında yer aldı. Edirne’nin Bulgarlar tarafından ele geçirilmesinden sonra ordunun harekete geçerek şehri geri almasından sonra Bulgarlarla İstanbul’da yapılan barış görüşmesini birinci delege olarak katıldı. 1917 yılında sadrazamlığa yani başbakanlığa getirildi.

Birinci Dünya Savaşı’ndan çekilen Rusya ile Breslitowsk’da yapılan barış antlaşmasına Osmanlı Devleti adına katıldı. Temmuz 1918’de sadrazamlıktan ayrıldı. Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti için büyük bir yenilgi ile sonuçlanmasından sonra Ahmed İzzet Paşa’ya bıraktığı mektupta, millete karşı hesap vermek üzere geri geleceğini, gerekirse mahkemeye de çıkacağını bildirerek ülkeden ayrıldı.

15 Mart 1921’de bir Ermeni tarafından Berlin’de öldürüldü ve Berlin’deki Türk Mezarlığına gömüldü. 1943’te kemikleri İstanbul’a getirilerek Şişli’de Hürriyet-i Ebediye tepesinde toprağa verildi. Talat Paşa’nın Meşrutiyet ve I. Dünya Savaşı yıllarını ele alan anıları ölümünden sonra “Talat Paşa’nın Hatıraları”(1958), “Talat Paşa’nın Anıları” (1986, 1990) adı altında yayımlandı.

Talat Paşa’nın Masonluğu
Türkiye Büyük Locası’nın ilk Büyük Üstadı olan Talat Paşa, Masonluğa, İttihat ve Terakki hareketinin başladığı ve kurucuları ile üyelerinin büyük kısmının bulunduğu Selanik’teki Macedonia Risorta Locası’nda 1903 yılında başlar. Bir sene sonra, Veritas Locası’na geçer ve burada II. Nazırlık görevinde bulunur. Veritas Locası, 23 Temmuz 1909’da İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra Selanik’te yapılan kutlamalara regalyalarıyla katılmış bir locadır.

1909 yılında, 33.dereceye yükseltilir ve Türkiye Yüksek Şurası’nın başına getirilir. Bu esnada İstanbul’da çalışan Vatan Locası’nın kurucuları arasında yer alır. Aynı yıl içinde kurulan Türkiye Büyük Locası’nın Büyük Üstatlığına da getirilen Talat Paşa, bu görevini artan siyasi görevleri ve hazırlandığı Sadrazamlık vazifesi sebebiyle 1910 yılında devreder.

Sadrazam olduğu dönemde kendisine Mason olduğu yönünde yapılan sataşmalara, kürsüden şöyle yanıt vermiştir:

“… Şahsım hakkında bir itham da Mason olduğumdur. Evet, Masonum. Nasıl Bektaşiliği, milli bir tercih yolu olarak kucakladımsa, Masonluğu da alem şümul bir beşeri muhabbet ve uhuvvetin bütün insanlık için saadet ve huzuru temin ve tesis edecek yolun, daha çok fikri irşat membalarından telakki ve kabul ettim. Böylesine alem şümul muhabbet ve uhuvvete milletimi layık ve bu faziletin onun zatında mündemiç olduğuna inanarak, Osmanlı Masonluğu’nun Maşrık-ı Azamlığını kemal-i fahr ile kabul ve ifa ettim… ( kimkimdir.com/talat paşa)

“İnkılâbın büyük teşkilatçısı”… Bu tanımlama Mustafa Kemal Atatürk’e ait. Talât Paşa’nın şehit edildiği haberi geldiği zaman, Atatürk gözyaşlarını tutamıyor ve “Vatan büyük bir evlâdını, inkılâp büyük bir teşkilatçısını kaybetti” diyor ( Aktaran Doğu Perinçek, 30 Aralık 2011 günü Aydınlık gazetesinde çıkan “Talat Paşa’nın vicdansız komitacıları” kimlerdi? adlı yazısı)

İBRADI – YAHUDİLERİN TOROSLARDAKİ GİZLİ KALESİ

YAHUDİLERİN TOROSLARDAKİ GİZLİ KALESİ: İBRADI…

“İbradılıyız, çok şanslıyız

Çünkü İbrani, asıllıyız…

Bazen dindarız, İslamcıyız

Solcu sağcı ve, Ulusalcıyız

İşte İBRADI’nın sırları!

İbradı’yı ayrıcalıklı kılan gizemli yanı!

Tarih Vakfı Yurt Yayınları’ndan çıkan Alman araştırmacı Hans Peter Leguer’in “Osmanlı Mezarlıkları ve Mezar Taşları” kitabında İbradı İlçesi’ndeki mezar taşlarının Osmanlı’nın diğer yerlerindeki mezar taşlarından farklı bir yapısı olduğunu anlatır. Ünlü hikâyeci İstanbul doğumlu Ferit Edgü’yle, eski bakanlarımızdan Mustafa Tınaz Titiz’in İbradı’yla alakaları tartışılmaktadır.

“İbradı’lı aslımız, Yahudi’dir neslimiz.”!

Ünlü Aksekili Zeki Triko’nun sahibi Zeki Başeskioğlu şöyle diyor: “Aksekilidir aslımız, Firavun’dur neslimiz. Hind-ü Çin’de gezer yırtık feslimiz.” Oysa sağlam feslimizin nerede gezdiği belli değil. Bu lafın aslının söyleneli 100 sene olmuş. Aksekililerle Kayserililer rekabet halinde. Onlar eşek boyar ama biz boyamıyoruz. Bizim kendi aramızda oluşturduğumuz özel bir lisanımız da var Kayserililer ve Yahudilere karşı.”[2] İbradı’lı (İbradı/İbrani) bir dostum şöyle demişti: “O sözün aslı öyle değil.” Doğrusu; “Aksekilidir aslımız, Yahudi’dir neslimiz.”

İşte bu ilçede yetişmiş ünlülerimiz: Halit Nazmi Bey 1897 yılında İbradı’da doğdu, 1946 seçimlerinden sonra kurulan CHP kabinelerinde maliye bakanlığı yaptı. CHP eski Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay’ın ailesi İbradı’lıdır. İbradı’lı Mekki Keskin ve Ziya Keskin Bey’ler de Konya Milletvekilliği yaptılar. Bursa’nın en zengin işadamlarından ve aynı zamanda Bursa milletvekilliği de yapmış olan Faik Yılmaz İpek de bu küçük kasabanın yetiştirdiği isimlerden. Kandilli Rasathanesini geliştiren Prof. Osman Sipahioğlu da, bu ilçenin yetiştirdiği ender insanlardan biridir. Türegün ailesi İbradı’lıdır. Hazım Türegün 1952’de Danıştay Başkanlığına seçildi.

Orhan Pamuk’la evlendi

Torun Ayşe Türegün ise Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’la uzun süre evli kaldı. Prof. Dr. Muammer Aksoy da İbradı doğumludur. Muammer Aksoy’un kardeşi Prof. Muzaffer Aksoy da Türk tıp tarihine geçmiş bir doktordu. CHP’li Kasım Gülek ile DSP’li Tayyibe Gülek de bu şirin kasabanın ünlülerindendir. Ünlü iktisat Prof. Korkut Boratav ve ilk doktorlarımızdan Müeyyet Boratav da İbradı İlçesi’ne kayıtlıdır. Dünyaca ünlü moda devimiz Zeki Başeskioğlu da bu ilçedendir. Kısacası bu “Taşlı ve çalılıklı” ilçe, 24 milletvekili ve 7 bakanla birlikte çok sayıda işadamı, bilim adamı ve hukukçu yetiştirdi. “Bu başarı nereden geliyor” sorusuna cevap bulmak için, sosyolog ve araştırmacıların bu kasabayı ziyaret etmesi gerekiyor.

Ali Bozer’in ailesi

Ali (Hüsrev) Bozer de, İbradı’nın yetiştirdiği önemli siyasetçilerden biridir. Prof. Bozer, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yaptı. Kardeşi Prof. Yüksel Bozer ise uzun yıllar Hacettepe Üniversitesi’nin rektörlüğünü yaptı. Bayındırlık eski Bakanı Safa Giray da İbradı doğumludur. Diyarbakır Milletvekili Kamil Tayşi, Niğde Milletvekili Asım Eren, Bilecik Milletvekili Ahmet Esen ve Ali Esen’in yanı sıra Kayseri Milletvekilleri Reşit Turgut Yusuf Ziya Turgut da İbradı’lı milletvekillerinden.

İbradı’nın yetiştirdiği önemli şahıslar:

Hukukçu: 109, İdareci: 58, Tıp Doktoru: 55, Mimar-Mühendis: 40, Subay: 21, Maliyeci: 15. Bu mesleklerden milletvekili ve bakan olanların sayısı 24, profesör olanlar 21, Yargıtay Danıştay, Sayıştay başkanı ve üyesi olanların sayısı da 25 kişidir.[3]

Hiç böyle bir kasaba görülmemişti!

Antalya’nın önemli turizm merkezi olan ilçelerinin yanında adı sanı pek duyulmamış küçücük bir dağlık yerleşimden söz etmek istiyorum. İbradı…! Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde ‘taşlık ve çalılık olduğu için ulaşamadım’ dediği İbradı, uzun yıllar belde olarak kaldı, 1990’da ilçe yapıldı. Önce 18 köy bağlıydı ama zamanla 14 köy bu ilçeden ayrılınca şu an yalnızca 4 köyü vardı. İlçenin toplam nüfusu 13 bin kadardı. Bu küçücük ilçeden kimler kimler çıktı okuyunca donup kalacaksınız. Ama önce ismi nereden geliyor? Ona bir bakalım… İsmin İbrani’den geldiği de söyleniyor, ‘İradı’ sözcüğünün zaman içinde bozulduğu da anlatılıyor, yani tam olarak ismin çıkışı bilinmiyor. Dersim’i Tunceli yapan ünlü General Abdullah Alpdoğan’ın İbradı isminin nerden geldiğine dair bir yorumu var. ‘Buranın asıl adı Ab aradi’dir. Yani su aradı anlamında.’ Abdullah Paşa’nın yorumu biraz çocuksu ama doğrusu buranın yetiştirdiği dünya çapında isimleri görünce İbradı’yı daha iyi anlayacaksınız.

Halit Nazmi Keşmir, 1946 seçimlerinden sonra kurulan CHP kabinelerinde maliye bakanlığı yapmıştı. Halit Nazmi Bey 1897 yılında İbradı’da doğmuş, Orta öğrenimini Saint Joseph Fransız Koleji’nde tamamlamıştı. Antalya’nın dağlık bir beldesinden İstanbul’un en gözde kolejine uzanmayı nasıl başarmıştı?

BEKİR BAŞYURT

HEP BERABER EL ELE BÜYÜK TÜRKİYE

Son günlerde salgın haricinde en çok darbe iması ve ihtimali üzerine gündem oluşturuldu. Ben önce başlatana bakarım. Elbette sonrasını da görürüm. Başlatan, siyasi tarih boyunca anadolu insanında karşılığı olmadığı için millete darbeleri tezgahlayanlarla iş tutmuş ya da sonucunda kazanım sağlamış. Şimdi siyasi iktidar olma ihtimalinin azalması ve yılların bürokrasi iktidarının elinden gitmesine içerleyip bişeyler ima etmiş. Sonra vay efenim öyle demedik olayını oynadılar. Türkçe okuyup yazan biri olarak ve bu konudaki hassaslığımla kıvırmanın alemi yok derim. Ha bu söylemin tarafını tutanlardan bi eleştiri “sen ne diyon bacım, len özgür sen dedin farkındamısın ağzından çıkanı kulan duyuyomu? diyen de olma dı. Şimdi bu ima eden içindi. Şimdi anlayanın bakış ve duruşuyla söylemine geleyim. İktidarsın bütün kurumlara hakimsin, önce bi araştırma yaptırırsın MİT araştırır. Bu adamlar birileriyle görüşmüşse açık eder milletle paylaşırsın. Sonra da uzatmadan çıkan duruma göre, 15 Temmuzda tiyatro dediniz. İsteyen buyursun bi perde daha oynasın millettin devletine nasıl sahip çıkacağını görsün, deyip uzatmazsın. Günlerce salgın dolayısıyla tevelerde milletin beyni yandı bi de bu lüzumsuz konuyla vakit ezmiyelim. Darbe olursa mahallesindeki sevmediği ya da başka inanç ve siyasette olanları tedirgin etmekte nesi? Hangi hakla darbe olursa o kişileri listelediğini söylüyorsun. Bunu iktidarda demeliydi. Amaç sanki ayrıştırmakmış ta sanki varmak üzeremiyiz. Bu topraklarda tutunmanın yolu birlik ve dirliktir. Yanlış yolda olanı ikaz etmek hepimizin görevidir. Ha darbe olursa elbette sokağa çıkıp namluyu millete ve iradeye çevirenin karşısına çıkarım. 15 Temmuz ertesi gün İzmir Konak meydanında demokrasi nöbetinde gecenin yarısında Ak partinin Dobrasını susturup ailecek “Ölürüm Türkiyem”i izmire yarım saat bağırtmış biriyim.(Şu megricilere de bağırtılacak türkü bu olmalıydı. İbrahim Tatlıses Türkçe, şivan Perver Kürtçe bunu okuduğunda o kalabalık bi şey ifade ederdi.) Ama asla darbeciyi seven, alkışlayan seçmen ya da vatandaşa silah doğrultmam resmini bile göstermem, yapılmasını doğru da bulmam. Ak parti medya tanıtım ekibi yeni şeyler sunmalı. Tv’lerinde aynı adamlar aynı şeyleri konuşuyorlar. Ben bile yeter demek durumuna geliyorum. İnsan kazanmak üzerine konular ve gelecek üzerine bir şeyler yapın. Gorbaçovun “glasnost ve perestroyka” açıklık ve yeniden yapılanma sözleri çok vazgeçilir değil. Şimdi tam da bu söylemle, gelin açıklıkla yeni fikirlerle yeni yüzlerle ülkenin geleceğine ufuklar açalım. Eleştiri iyidir doğruya ulaştırır. Saygı ve sağlıkla… Hep beraber el ele güçlü büyük Türkiye…

Yazar: Mesut ÇİFTÇİ

AKLEN VE RUHEN ÖZGÜR DEĞİLSEN, BU YAZIYI OKUMA !

AKLEN VE RUHEN ÖZGÜR DEĞİLSEN, BU YAZIYI OKUMA !

Dünyadaki gelişmelerle ilgili merak ettiklerimizi, medya vasıtasıyla, yüzlerce bilgi kaynağı, yorumcu, yazar ve gazetecilerden öğrenmeye çalışıyoruz. Edindiğimiz bilgilerin doğrultusunda tefekkür ediyor ve bir sonuca varıyoruz. Böylece dünya görüşümüz oluşuyor ve hayatımızı şekillendiriyoruz.
Ya tüm bu bilgiler, yorumlar, analizler sadece hakikatin üzerini örten birer argümansa..
Ya bu bilgileri ileten tüm kişi ve kuruluşlar, bilerek yada bilmeyerek yanlış yönlendirme yapıyorsa..
Peki, tefekkür ederken kıstasımız ne olmalı? Farklı bir bakış açısıyla, hakikate ulaşırken kullandığımız yöntemimizi sizlerle paylaşacağız.

EGEMENLİK… nedir? Egemenlik; insanların , yaşayıp ölmesine, neyi ne kadar yiyip içebileceğine, açlığına tokluğuna, giydiğine, ne kadar çalışıp ne kadar dinleneceğine, ne kadar kazanıp bunu nerelerde harcayacağına, savaşlarına ve barışlarına, değerlerine ve bu değerlerin alt-üst sınırlarına, ne ile eğitilip nelerin öğretileceğine, hastalıklarına ve tedavisine, dolayısıyla kaderlerine karar verebilme ve kontrol edebilme gücüdür. Bir nevi tanrısallıktır. Egemenlik yoluyla elde edilen tanrısallığın, Egemenliği elinde tutan insana vereceği hazzı tahayyül etmek dahi zordur.
Geçmişte firavunlar ve günümüzde Firavun torunları dünya halkları üzerinde tam egemenlik sağlamış ve tanrısallık oyunlarına devam etmekteler.

Firavun torunlarının dünya halkları üzerindeki tam egemenliğini nasıl sağladıklarını tarihsel sıralamayla kısaca özetleyelim.

  • 5-6. Yy. ingiltere kraliyet ailesinin Firavun torunları tarafından kuruluşu. (bknz. Kral Arthur= Art+Hur = Hur (Horus) un ardından gelen)
  • 1307 tapınakçıların( Firavun dini mensupları- masonlar) İskoçya’ya yerleşmesi.(bknz Jak de Moley)
  • 1776 Amerika’nın masonlar tarafından kurulması (bknz. Mason abd başkanları)
  • 1789 Fransız mason devrimi. (bknz. Moley’in intikamını aldık)
  • 1806 Roma germen İmparatorluğu nun mason Napolyon tarafından yıkılması (bknz. Napolyon mason duruşu)
  • 1909 Osmanlı imparatorluğunun yahudi masonlar tarafından ele geçirilmesi( bknz. ittihat ve terakki masonları), Osmanlı coğrafyasında masonik devletler kurulması
  • 1912 Çin hanedanının masonlar tarafından yıkılması (bknz. Sun Yat Sen mason locası)
  • 1917-1925 Rus çarlığının masonlar tarafından yıkılması (bknz. Lenin, Troçki finansörü Rothschidler)
    -1945 Japon krallığının mason abd tarafından yıkılması(bknz 2. Dünya savaşı)

Şimdi gelelim, Tarihsel süreçte EGEMENLİK, Firavun torunlarına nasıl geçti ve bu egemenlik günümüzde nasıl devam ettiriliyor.
Modern çağ dediğimiz günümüzde ve yakın geçmişte bize sunulan din,ırk,mezhep yada ideoloji temelli çatışmalar sadece aldatmaca ve kamuflajdır. Milletler veya ülkeler arasında çatışma sebebi olarak gösterilen yada sebep edilen bu argümanlar Firavun EGEMENLİK sisteminin tesisi için kullanılan araçlardır. Takdir edersinizki insanlar pek tabii olarak farklı inanç, ideoloji yada millet mensubu oldukları halde birarada yaşayabilmekteler. Ancak Firavun teşkilatı tarafından Ülkelerdeki masonlar eliyle , inanç, ideoloji yada milli merkezlere sızılarak çatışmalar körüklenir, var olmayan sebepler üretilir, çatışma ve soykırım sonrası oluşan sentez ile EGEMENLİK tesis edilir.

Dünyadaki Firavun EGEMENLİK sistemi varlığını tüm ülkelerde nasıl devam ettirir. İşte can alıcı konu asıl budur. 2. Dünya savaşı ile birlikte komünizm, demokratik, diktatöryal yada faşist iktidarların bir yönetim çeşitliliği olduğunu sanabilirsiniz, ancak bu ideolojilerin tamamı EGEMENLİK tesisi için, farklı coğrafyalar, farklı milletler ve kültürler, farklı din mensupları İçin uyarlanmış kölelik metodlarıdır. Malesef İnsanlar kendilerini özgür sanan kölelerden başkası değildir. Firavun sistemi EGEMENLİK de, devletlerin hangi ideoloji ve idari sistemle yönetilirse yönetilsin, ANAYASA VE YASALARI ile devamlılığı sağlanır. Devletlerin anayasalarında “DEĞİŞTİRİLEMEZ , DEĞİŞTİRİLMESİ TEKLİF DAHİ EDİLEMEZ” maddeler vardır (özgürdük ya hani). Yasalar masonik EGEMENLİK sisteminin olmazsa olmaz mühimmatlarıdır. Bu mühimmatlar İçin yüzyıllarca emek verilmiş, yüzmilyonlarca insan savaş bahaneleriyle soykırıma uğratılmış bir EGEMENLİK sistemi kurulmuş, TANRISALLAŞILMIŞTIR.

Bu bilgiler ışığında, “EGEMENLİK” perspektifi ile günümüz coğrafyasından örneklerle yaşananlara analiz yapalım.

Yemen:
Firavun valisi Ali abdullah salih 33 yıl yemeni Firavun yasaları ile yönetir, halk açlık ve sefalet içindedir. Halk özgürlük istediğinde bu halkın adı “İran destekli husiler” olur. Ama sadece Husiler değil bu ismin önüne her haberde tüm dünyada “İran destekli” ibaresi olmalıdırki özgürlük ve insanca yaşama talebini kimse görmesin.( burada İran sevdiğimiz anlaşılmasın İranda Firavun sistemine entegre devlettir. Parlementosu piramit şeklinde ve piramitte 33. Derece masonluk sembolü olarak 33 pencere bulunur)
Yemen halkına EGEMENLİK sistemine entegre olması İçin Abd ingiltere destekli Suudi, BAE, Fas, Mısır gibi birçok Firavun valisinin kurduğu koalisyon gücü saldırıyor. Çatışmalar ancak Yemen halkı bezip sisteme entegre olursa bitecektir, Buda husilerin kontrolünün İran gibi bir başka firavuni güce tam olarak geçmesi yada yok edilmesi ile bitecektir. Sistem dışı oluşum karşısında mutlaka 7 düveli bulmaktadır.

Mısır:
Bir diğer Firavun valisi Hüsnü mübarek 30 yıl boyunca Mısır diktatörlükle yönettikten sonra halk yeter artık dedi ve Muhammed Mursi halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı oldu. Firavunlar halkın özgürlüğüne 11 ay müsade etti , idam cezası verdikleri Mursiyi mahkeme salonunda can çekiştirerek öldürdüler. EGEMENLİĞİ tekrar firavunlara geçen Mısır’ın son dönem İsrail – Amerika güdümündeki politikaları herkesin malumudur.

Suriye:
Rusya -Esed neden sadece İdlibi ve halkını vurur. Rusya’nın ve Esedin vurmadığı, İdlibe askeri yardım yapmayan , Özgür Suriye Ordusu, bağlı olduğu Suriye muhalefetinin lideri Londra newcastle üniversitesi mezunu bir masondur. İdlibde bulunan ve Rusya tarafından terörist ilan edilen, el nusra ve heyet tahrir Şam güçlerinin kontrolü ve EGEMENLİĞİ, mason kontrolündeki Suriye muhalefetine geçmeden yada yok edilmeden bölgedeki acı ve gözyaşı dinmeyecektir. Müslüman hamisi Erdoğan’ın sabrı zorlanmaktadır. Ancak Erdoğan’ın Firavun sistemi Karşısında eli kolu bağlı ve YALNIZ dır.

Libya ve Irak:
Saddam ve Kaddafi uzun yıllar Firavun EGEMENLİK sistemine valilik yaptıktan sonra, güç sarhoşluğuna düşen bir çok örnek gibi (Hitler, Enver paşa vd) yok edildiler. Petrolü altın karşılığı satma kararı sonlarının başlangıcı oldu. Irakta 1. Körfez savaşı ile Saddam zaten durdurulmuştu ancak yara alan Firavun Egemenliği, kitle imha silahı yalanı ile 2. Körfez savaşı, milyonlarca ölü, yok edilen bir tarih ve medeniyet ile tekrar tesis edildi. Irakta etki alanını oldukça büyüten İranlı komutan Kasım Süleymani aynı güç sarhoşluğu ile, Amerikan üsleri ve büyükelçiliği etrafında gösteriler düzenlenmesi akabinde, Firavun egemenliğine tehdit oluşturduğu an yok edildi.
Kaddafi sonrası boşta kalan EGEMENLİĞE Libya halkı sahip çakmaya kalkınca, 20.000 km öteden, 20 Yıldır Pensilvanya’da yaşayan, CIA nın kurtardığı, devşirdiği, mason HAFTER gelerek birçok Firavunun valisinin desteği ile EGEMENLİK tesisi için acımasızca mücadele ediyor.

Modern Firavunlar EGEMENLİK için, tanrısallık inançları doğrultusunda hiç bir canlıya vicdan ve merhamet göstermezler. İmanımız ve Hakikat, Firavunlar karşısındaki en güçlü silahımızdır. Hakikat bilincinin gelişmesinde benim de katkım olsun diyorsan, Rahmani Değerler Derneği-ŞURA’mızın çalışmalarına bekleriz.

Hissedebilen ve tefekkür edenlere selam olsun.

Yazar: Ahmet AKINCI

TERMİNOLOJİ

Bilgilenin !

Ezoterizm tarihi süreç boyunca kötülüğün organize halde insanlara zarar verdiği yapısını sağlamlaştırmış ve yaygınlaştırmış bir organizasyondur.

Firavunlara kadar ve daha da eski zamanlardan bu yana pagan yapısını, ilâhi dinlerle savaşmak üzere ayakta tutmaktadır.

Rahmani Değerler Derneğimiz bünyesi yayınlarını takip ederek bu konuda bilinçlenin!

TERMİNOLOJİ

DİKKAT!

MÜSLÜMAN TERMİNOLOJİSİDİR. (BİZ MÜSLÜMAN VE GOYİMLER İÇİN UYDURULAN VE DAYATILAN TERMİNOLOJİYİ TANIMIYORUZ)

YAHUDİ: YAHOVAYA İNANAN PAGAN SATANİST KABALİST İMANA SAHİP OLANLARDIR.

İBRANİLER: DÜNYADA YAHUDİ VE MUSEVİ KİMLİĞİ VE TERMİNOLOJİSİ İLE ÇAĞRILAN ORTADOĞU, MISIR VE BABİL’DE YAŞAYAN IRKIN ADIDIR.

EŞKANAZ: YAHUDİ VE MUSEVİ İMANINA MÜNTESİP HAZAR TÜRKLERİ IRKIDIR.

GALATALILAR: YAHUDİ VE MUSEVİ İMANINA MÜNTESİP ORTA ANADOLUNUN KADİM IRKIDIR.


TAPINAKÇILAR VE YAHOVA ŞAHİTLERİ: KENDİLERİNİ HRİSTİYAN DİYE KAMUFLE EDİP GERÇEKTE PAGAN SATANİST KABALİST YAHUDİ TARİKATLARIDIR.

 

rahmani_degerler_dernegi

BÜYÜCÜLERİN VARİSLERİ

ESKİ MISIR BÜYÜCÜLERİNİN VARİSLERİ MASONLAR

Firavun HUR (Horus)’un büyücü rahipleri vardı, kölelik ve tanrısallık temelli egemenliğin akıl hocasıydılar,

Kral ArtHUR un büyücüsü Merlin vardı , zulme dayalı egemenliğin akıl hocasıydı,

Osmangazi’nin yanında Şeyhi Edebali vardı, adalet ve merhametle yüzyıllar süren RAHMANİ MEDENİYETİN fikir babasıydı..

LİDERLER, mana aleminde kiminle ise, halkın maddi hayatı ona göre şekilleniyor…

Yahudilere bir hidayet ve nur olarak gönderilen kitap Tevrat’tır.

Gerçek şu ki, Biz Tevrat’ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah’ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi)… (Maide Suresi, 44)

Tevrat’ta Allah’ın birliği, sıfatları, evrenin yaratılışı hakkında Kuran’a mutabık birçok söz yer alır. Gerçek olan, değiştirilmemiş Tevrat’ta Allah Kuran’da olduğu gibi Yaratıcı sıfatına sahiptir. Ama Yahudiler hem Tevrat’ı değiştirmiş, hem de hak hükümlerle taban tabana zıt olan Kabala öğretisini kabul etmişlerdir. Kabalistler Tek tanrıya değil çok sayıda Tanrı’ya inanırlar ve buna da Sefirot adını verirler.

Bildiğiniz gibi Eski Mısır’daki Firavun rejiminin en önemli dayanağı, rahipler (büyücüler) sınıfıydı. Büyücülerin öğretisi, daha sonra Kabala’nın kökenini oluşturdu ve oradan da Masonlara aktarıldı.

Firavunlar ülkesi Eski Mısır, dünya tarihinin bilinen en eski uygarlıklarından biridir. Aynı zamanda en baskıcı uygarlıklardan biri olarak kabul edilir. Eski Mısır’ın günümüze ulaşmış olan görkemli yapıları, yani piramitler, sfenksler veya obeliskler, yüz binlerce köle işçinin yıllar boyunca kırbaç ve açlık tehdidiyle ölesiye çalıştırılmalarıyla inşa edilmiştir. Mısır’ın mutlak hâkimleri olan Firavunlar, kendilerini sözde “ilah” olarak göstermiş ve tebalarının kendilerine tapınmasını istemişlerdir. Allah’ı tenzih ederim.

Eski Mısır hakkında bize bilgi ulaştıran kaynakların birisi, elbette Eski Mısır’ın kendi yazıtlarıdır. 19. yüzyılda ele geçen bu yazıtlar, aynı dönemde uzun çalışmalar sonucunda Mısır alfabesinin çözülmesiyle anlaşılmış ve Mısır tarihi hakkında pek çok bilgi ortaya çıkmıştır. Ancak bu yazıtlar, Mısır’ın resmi tarihçileri tarafından yazıldığı için, temelde bu medeniyeti övmeye yönelik taraflı yorumlarla doludur. Bize bu konuda en doğru bilgiyi ulaştıran kaynak ise, elbette, Mısır hakkında detaylı bilgiler verilen Kuran-ı Kerim’dir.

Kuran’da Hz. Musa kıssasında Mısır’daki sistem hakkında da önemli bilgiler verilir. Ayetlerde açıklandığı gibi, Mısır’da iki önemli güç odağı bulunmaktadır: Firavun ve onunla birlikte söz sahibi olan yönetici kadro. Bu kadro çoğu zaman Firavun üzerinde önemli bir güce sahiptir. Firavun onlara danışır ve zaman zaman onların telkinlerine göre hareket eder. Aşağıdaki ayetler, bu yönetici kadronun Firavun üzerindeki etkisine işaret etmektedir. Tabii en doğrusunu Allah bilir:

Musa dedi ki: “Ey Firavun, gerçekten, ben âlemlerin Rabbinden (gönderilme) bir elçiyim.”
“Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah’a karşı ancak gerçeği söylemektir. Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğulları’nı benimle gönder.”
(Firavun) Dedi ki: “Eğer gerçekten bir ayet getirmişsen ve doğru sözlülerden isen, bu durumda onu getir (bakalım).”
Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi.
(Bir de) Elini sıyırdı, o da anında bakanlara bembeyaz (görünüverdi).
Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: “Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür.”;
“Sizi topraklarınızdan sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?”

Dediler ki: “Onu ve kardeşini şimdilik bekletiver, şehirlere de toplayıcılar yolla”;
“Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler.” (Araf Suresi, 104-112)

Dikkat edilirse, ayetlerde, Firavun’a akıl veren, onu Hz. Musa’ya karşı kışkırtan ve yöntemler gösteren bir kadrodan söz edilmektedir. Mısır tarihinin kayıtlarına baktığımızda, bu “kadro”nun iki temel unsuru olduğu görülür: Dönemin Mısır ordusu ve rahipler.

Bu iki güçten biri olan rahiplerin dönemin Mısır sosyal düzeninde nasıl bir konuma sahip oldukları önemlidir. İşte bu rahiplerin durumuna biraz daha yakından bakmak gerek. Eski Mısır’daki rahipler, Kuran’da “büyücüler” olarak bahsedilen sınıftır. Firavun rejiminin “fikri dayanağını” oluşturmuşlardır. Kendilerinde özel bir güç ve gizli bir ilim olduğuna inanmışlar, Mısır halkını bu otorite ile etkilemiş ve Firavun yönetimine olan bağlılıklarını sağlamışlardır. Mısır kayıtlarında “Amon rahipleri” olarak bilinen bu sınıf, astronomi, matematik, geometri gibi konuların yanında, büyücülük ve kahinlik gibi batıl inanışlar üzerine yoğunlaşmıştır.

Eski Mısır’daki söz konusu rahipler sınıfı, kendi içine kapalı ve özel bir ilme sahip olan (veya olduğunu düşünen) bir tarikattır ve bu gibi örgütlenmelere “ezoterik” örgütler denir. Türk masonlarının kendilerine özgü yayınlarından biri olan Mason dergisinde, masonluğun kökeninin bu gibi ezoterik tarikatlar olduğu anlatılır ve özellikle Eski Mısır rahiplerinden bahsedilir. MASONLUĞUN MUSEVİLİKLE HİÇBİR İLGİSİ YOKTUR.

MASONLUK FİRAVUN DİNİNİN TEŞKİLATLANMASIDIR.

Yazar: Ahmet AKINCI

NEDEN SURİYE'DEYİZ?

BİLGİ:
Suriye nüfusunun dîni yapısı;

Toplam nüfus: 23 milyon
Ehli Sünnet (Arap, Türkmen, Kürt): 16 milyon
Nusayriler: 2 milyon 500 bin
Hristiyan ve Dürzi: 2 milyon 500 bin
Diğer: 2 milyon

Suriye’deki güçlerin coğrafi egemenlik oranları;

Ehli Sünnet-Türkiye-MSO (Milli Suriye Ordusu): %12
Nusayriler-Esed-Rusya: %58
Pyd-Ypg-Pkk-Abd: %30

9 yıllık iç savaşta öldürülen insanların oranı;

Toplam: 400.000
Ehli Sünnet: 375.000
Diğer: 25.000

Harap olan kadim şehirler ve medeniyet;

Ehli Sünnet nüfusunun yaşadığı, Halep, Doğu Şam, Humus, Rakka, Deyrezor, İdlib.

ANALİZ

  • Amerika, Barış Pınarı harekat bölgesinde çekildiği bölgeleri müttefiki Türkiye’ye değil Rusya-Pyd kontrolüne bıraktı
  • Arz-ı mevud coğrafyasındaki Ehli Sünnet şehirleri, medeniyeti, mimarisi yok edildi, alan açılarak yeni bir medeniyet (büyük israil) oluşumuna zemin hazırlandı.
  • 16 milyon Ehli sünnetin 4 milyonu Türkiye’ye, 6 milyonu civar ülkelere ve Avrupa’ya, kalan 6 milyonu ülkenin sadece %12 lik bir toprak parçasına sıkıştırıldı.
  • Esed-Rusya-Abd-iran-israil-pyd-pkk elele vererek sıkışan Ehli Sünnet Müslüman halkı da yok etmek yada sürmek için var güçleriyle türlü entrika ve oyunlarla mücadele ediyorlar.

-Nusayriler, alevi yada müslüman değil, insanı tanrılaştıran inançları ile tam anlamıyla KABALİST PAGANDIR.
-İSRAİL YÖNETİMİ VE EGEMENLİĞİ KABALİST PAGANDIR.
-“İSRAİLİN ARZ-I MEVUD KUZEY SINIRI KAPADOKYA’DIR” (Theodore Herzl-1887).

Türkiye’nin Suriye’deki mücadelesi gerçekten bir istiklal ve bekâ mücadelesidir. Ezilen, katledilen, tecavüz edilen, sürülen, medeniyetleri yıkılanlar din kardeşlerimiz, onun ötesinde İNSANdır. Türkiye’nin düşmanı kamufle olmuş Tek Dünya Firavun Egemenliği ve Bölgedeki valileridir. Zaferimiz dünya halklarında özgürlük adına domino etkisi yaratacak ve Firavun egemenliği, Allah’ın izni, milletimizin hak yolda yılmaz mücadelesi ile yıkılacaktır. Yukarıdaki oranları ve rakamları analiz edelim, AKLEDELİM!
Rabbimiz özgürlük, hak, iman yolunda can veren şehitlerimizi cennette cemaliyle müşerref kılsın.

Ahmet AKINCI
Rahmani Değerler Derneği Genel Başkanı